Türkiye’de çiftçi olmak artık sadece “toprağı ekip biçmek” değil; sabırla borcun, emeğin, belirsizliğin ve yalnızlığın arasında ayakta kalmaya çalışmak demek biraz da.
Bugün kutlanan Dünya Çiftçiler Günü, aslında toprağa emek veren insanların görünmesini hatırlatan günlerden biri.
Köylünün ve çiftçinin en büyük sorunları yıllardır değişiyor gibi görünse de özü aynı kalıyor:
Mazot pahalı. Gübre pahalı. Tohum pahalı. Sulama maliyetli. Ürün para etmiyor. Aracı kazanıyor, üretici yoruluyor. Gençler köyde kalmak istemiyor. Küçük üretici her yıl biraz daha azalıyor.
Bir zamanlar köy, üretimin merkeziydi. Şimdi birçok yerde, yaşlı insanların ayakta tutmaya çalıştığı bir hayata dönüştü.
Sabah ezanıyla kalkıp akşam hava kararana kadar çalışan insanlar, çoğu zaman emeğinin karşılığını alamıyor. Don vuruyor zarar, kuraklık vuruyor zarar, fiyat düşüyor zarar… Ama markette fiyat yine yüksek oluyor.
En acı tarafı da şu belki:
Çiftçi herkesi doyuruyor ama çoğu zaman kendi derdini anlatacak kimseyi bulamıyor.
Oysa bu toprakların hafızası köydedir.
Bir ülke sadece şehirlerle ayakta kalmaz; tarlasıyla, traktörüyle, hayvanıyla, alın teriyle yaşar.
Bugün bir kutlama yapılacaksa, en çok da toprağa küsmeden devam eden insanlara yapılmalı.
Bir selam da Anadolu’nun emektar köylüsüne:
“Elleri nasırlı insanlar vardır… Konuşurken başını öne eğer ama bir memleketi sessizce ayakta tutar.”
Ferhat Kılıçoğlu
