Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) Yanıtlıyor.
Bilişsel Davranışçı Terapiye (BDT) göre kaygılı bir zihin, aslında kişiyi üzmek için değil, onu korumak için en kötü senaryoları üretir. Ancak bunu yaparken tehlikeyi olduğundan daha büyük algılar ve çoğu zaman en olumsuz ihtimale odaklanır.
Yaşanan bir olayı kaygının penceresinden değerlendirir. Bu değerlendirme olumsuz düşüncelere, olumsuz düşünceler ise kaygı, korku ve üzüntü gibi duygulara yol açar. Sonrasında davranışlarımız da bu duyguların etkisiyle şekillenir. Kaçınmak, sürekli kontrol etmek, tekrar tekrar düşünmek ya da içine kapanmak gibi tepkiler ortaya çıkabilir.
Peki, beyin bunu neden yapar?
Çünkü amacı kendini hazırlamaktır.
"Ya gerçekten kötü bir şey olursa ve ben hazırlıksız yakalanırsam?"
BDT'ye göre buna felaketleştirme denir. Beyin, yalnızca bir olasılığı varmış gibi değil, gerçekleşecekmiş gibi algılar.
Aslında burada amaç, her şeyi bilmek, belirsizliği ortadan kaldırmak ve kontrolü kaybetmemektir. Çünkü kaygılı zihin için bilinmezlik en rahatsız edici durumlardan biridir. Bilmediği şeyi tahmin etmeye çalışır ve bunu yaparken çoğunlukla en kötü ihtimali seçer.
İşte tam bu noktada şu düşünce hatası ortaya çıkar:
"Olabilir." → "Kesin olacak."
Oysa "olabilir" demek, "olacak" demek değildir.
Özellikle geceleri yaşanan zihinsel yoğunluk bunun en belirgin örneklerinden biridir. Olayları tekrar tekrar düşünmek, zihinde diyaloglar kurmak, neden-sonuç ilişkileri oluşturmak ve farklı anlamlar çıkarmaya çalışmak oldukça yorucu bir mesaiye dönüşebilir. Birçok kişi de bu durumdan şikâyet eder.
Unutmamak gerekir ki kaygı, yalnızca bizi korumak için tehlikeyi tahmin etmeye çalışır. Ancak gerçekler, sadece zihnimizin ürettiği senaryolardan ibaret değildir. Olaylar çoğu zaman bizim görebildiğimiz pencereden çok daha fazlasını içerir. Gerçek, uzun uzun düşünerek değil, kanıtlarla anlaşılır.
Bu nedenle kaygılı zihin, çoğu zaman ihtimalleri gerçekmiş gibi yaşar.
BDT'ye göre düşüncelerimiz duygularımızı, duygularımız ise davranışlarımızı etkiler. Eğer zihnimiz sürekli olumsuz ihtimallere odaklanıyorsa, kendimizi sürekli kaygılı hissetmemiz de kaçınılmaz hâle gelir.
Bu yüzden her düşündüğümüze inanmak yerine düşüncelerimizi sorgulamayı öğrenmek önemlidir. Çünkü düşünceler her zaman gerçek değildir. Onları kanıtlarla değerlendirebildiğimizde kaygı da zamanla gücünü kaybetmeye başlar.
İkbal Gül Çenesiz Özel Yeni Söke Okulları Psikolojik Danışmanı
