Söke Ovası yanıyor… Pamuklar kavruluyor, çiftçinin alın teri, umudu, emeği göz göre göre yanıyor.
Ama bu yangının nedeni yalnızca güneş değil. Bu toprakları asıl kavuran; ihmal, sessizliktir.
Herkes biliyordu; bu yıl su sıkıntısı kapıdaydı. Aylar öncesinden uyarılar yapılmış, sezon yüzde 50 su kısıtlamasıyla başlamıştı.
Bu tablo, yaklaşan kriz için açık bir uyarıydı. Ama bu uyarıyı duymayan birileri vardı.
Aydın’ın en büyük ziraat odası, bu sezonun en büyük hayal kırıklığı oldu.
Efeler Ziraat Odası başta olmak üzere çevre ilçeler erken refleks gösterdi. Söke Ziraat Odası ise uyudu. Ya da görmek istemedi.
Çiftçiye yönlendirme pamuktan yana olunca üretici buğdaydan, ayçiçeğinden vazgeçti. Pamuk ekti.
Sonrası mı? Hava tahminlerden sıcak geçti. Tarlalar çok daha erken suya ihtiyaç duydu. Ama ortada ne su vardı, ne de bu yangını söndürecek bir irade.
Önce “anızlara tav suyu verilecek” denildi. Bu sözle oyalandı üretici. Sıcak bastırdı, pamuklar kavruldu.
Sarıkemer’den, Gölbent’ten Yuvaca’ya kadar birçok üretici, susuz toprağın başında çaresizce bekledi.
Odadan ses çıkmayınca, çiftçi kendi göbeğini kendi kesti.
Sarıkemerli Ömer Özturlar, Mehmet Çalkama, Aykut Karababa, Ali Barışık gibi üreticiler sahaya indi.
Aydın Regülatörü’ne gittiler. Orada gördükleri tablo kabul edilmezdi. Söke Ovası ikinci suyu beklerken, Aydın’ın bazı bölgelerinde üçüncü ve dördüncü sulamalar yapılmıştı bile.
Geldiler, kamuoyunun ve basının desteğiyle Ziraat Odası’nı harekete geçmeye zorladılar.
Tepkiler büyüyünce Aydın Valisi Yakup Canbolat devreye girdi. DSİ, diğer bölgelere su akışını kesip Söke’ye yönlendirdi.
Çözüm hep vardı. Ama harekete geçmesi gerekenler yoktu!
Suyun gelmesi için pamukların yanması mı gerekiyordu?
Çaresiz kalan üreticilerin, oda yöneticisinin yapması gerekeni yapıp Aydın Regülatörüne gitmesi mi beklenmeliydi?
Söke Ziraat Odası’nın görevi sadece “su geldi” haberi vermek değildir. Görev, o suyu zamanında getirtecek iradeyi oluşturmaktır.
Ama olmadı. Bu kriz göz göre göre geldi. Söke Ziraat Odası ise seyirci kaldı. Sessizliğin bedelini çiftçi ödedi. Toprakla baş başa kalan üretici, kurumaktan başka çare bulamadı. Ve ne yazık ki bu yıl, Söke Ovası susuz değil, sahipsiz kaldı.
HÜSEYİN IŞIK