12 Eylül sonrası siyasi partiler kurulduktan sonra, yeni dönemde kurultaylar genellikle çekişmeli ve problemli oldu. 1987'de siyasi yasaklar kalkınca eski siyasetçiler meydanlara dönünce ortalık yeniden karıştı. Ama hiçbir siyasi parti bu konuda sütten çıkmış ak kaşık değildir. Elbette bu konuda en sabıkalı partiler sosyal demokrat partiler olarak görülse de diğerleri de pek hırlı değildir.
Bu süreçler, SODEP ile Halkçı Parti'nin birleşme süreçleriyle başladı. Erdal Bey ile Aydın Hoca kıyasıya uğraştılar. Erdal Bey bir adım öndeydi; çünkü elinde belediyeler vardı ve onların başkanları yanındaydı. Düşünsenize, Doğu ve Güneydoğu'nun 450 delegesinin Ankara'nın beş yıldızlı otellerinde üç gün ağırlanması ciddi bir masraftı. Ancak bunları yıllarca belediye başkanları ve parti, iktidardaysa bakanlıklar finanse etti.
Ben yıllardır kurultaylara defalarca gitmişimdir ve gördüğüm manzara budur. Ayrıca yıllardır büyükşehir delegelerini belediye başkanları finanse eder. Kent Otel, Büyük Erşan, Belediyeler Birliği, Dedeman, İçkale... Buralarda kalan delegelerin masraflarını belediye başkanları karşılar.
İnönü-Baykal çekişmelerinin yaşandığı kurultaylarda hepsini Erdal Bey kazandı. Çünkü belediyelerin ve daha sonra hükümet ortağı olmanın avantajı vardı. Baykal, Ertuğrul'un karşısında da Mustafa'nın karşısında da kurultayları bu güçle aldı. Kemal, İnce'yi kurultayda 200 belediye başkanı ve 110 milletvekilinin desteğiyle yenerken, 450 Doğu ve Güneydoğu delegesinin masraflarını da belediyeler karşılıyordu.
Özlem'in divan başkanı yapılması boşuna değildi. Son kurultayda ihtiyar, Ekrem'i divan başkanı olarak kendisi seçmedi mi?
Bugün kimse çıkıp da "Ben dürüstüm" diyemez. Bu, Doğru Yol'da da böyleydi, Anavatan'da da böyleydi, diğerlerinde de böyleydi. Çünkü sistem çürük.
Çözüm, yeni siyasi partiler ve seçim yasalarındadır.
Turgut Türkoğlu
