Yıldönümlerinde hatırlarız genellikle deprem gerçeğini. Oysa bildiğiniz gibi, yaşadığımız coğrafyada iki büyük fay hattımız var.
Birisi Doğanbey'den çıkıp Gelebeç ve Yenidoğan üzerinden geçerek kentin ortasından devam ediyor. Diğeri ise Güzelçamlı'dan çıkıp Davutlar ve Ağaçlı'dan geçerek kentin ortasında devam ediyor.
Böyle bir durumda devlet ve yerel yönetimler ne yapıyor? Başta Büyükşehir Belediyesi olmak üzere sadece seyrediyor ve yeni imar izinleri veriyor bu fay hatlarının geçtiği bölgelere.
Bakın, bu kentte yaklaşık 12 bin konut, 1999 öncesi yönetmeliklere göre yapıldığı için norm değerleri çok düşük. Yani kötü durumda yapılar. Bunların zeminleri de çok kötü.
Kentin dışında, yeni ve sağlam zeminlere kenti taşımak gerekiyor. Böylece kentin içi de rahatlamış olacaktır. Ama bunu başarabilecek güçlü, bilgili ve donanımlı kadrolar gerekir.
Görüyorum ki hâlâ heyelan bölgelerine, çöküntü alanlarına, kentin su havzalarına, tarım arazilerine ve en kötüsü de fay hatlarının üzerine imar izni veriliyor.
Bozuk zeminlere çimento enjekte ederek bu işleri çözeceklerini sanan, az gelişmiş ülkemin mühendislerine söyleyecek söz bulamıyorum.
Kentin yöneticilerine de şunu söylemek gerekiyor. Toplanma alanlarına "deprem konteynerleri" koymanız gerek.
İnterlandı itibarıyla 350 bin yurttaşın yaşadığı bölgenin donanımlı bir "Afet Merkezi" ihtiyacı var. Desek ne olacak ki?
Sen yaz, sen dinle.
"Toplanma alanlarımızı ve sığınaklarımızı" bilen kaç yurttaşımız var?
Bence kent olarak bu konuda da sınıfta kaldık.
Kaymakam altı ay sonra gidecek. Devlet memuru sonuçta. Diğerleri de öyle. Biz kalacağız baş başa.
Siyasi partiler, Ticaret Odası, Ticaret Borsası, esnaf odaları, belediye meclis üyeleri, yani bu kentte yaşayanlar...
Bunlardan haberiniz olsun.
Belki bu yöneticilere yaranmaya çalışmak yerine kulaklarını çeker, bütçelerini denetlettirir ve kente bir faydanız dokunur.
Turgut Türkoğlu
